Stresliyken İyi Gelecek Filmler

0
7

Hepimiz stresliyken bize iyi gelecek , ilham verecek ve bizi rahatlatacak filmlere ihtiyaç duyarız. Fakat hangi filmleri izlememiz gerektiği konusunda tereddüt ederiz. Sürekli olarak çıkarılan seçici olmayan sinema filmlerinden dolayı film sayısı giderek artıyor.Bizde sizin için bu filmleri değerlendirerek sizin için derledik. İyi seyirler.

 

5-Umudunu Kaybetme (The Pursuit of Happyness)

Yıl: 2006 Yönetmen: Gabriele Muccino
Chris Gardner (Will Smith) iki yakasını bir araya getirmeye çalışan bir aile babasıdır. Ailesini ayakta tutmak için cesurca çabalamasına rağmen, beş yaşındaki oğlu Christopher’ın (Jaden Christopher Syre Smith) annesi (Thandie Newton) maddi zorlukların yarattığı sürekli baskı altında direncini kaybetmek üzeredir. Artık dayanamayacağını anlayınca, istemeye istemeye evi terk eder…

Artık bekar bir baba olan Chris, yılmadan, bildiği tüm satış becerilerini kullanarak daha iyi kazandıran bir işin peşine düşer. Prestijli bir borsa şirketinde stajyerlik bulur ve ücret almasa da programın sonunda iş ve parlak bir gelecek elde edeceğini umarak kabul eder. Parasal güvencesi olmayan Chris ve oğlu, kısa süre sonra oturdukları daireden çıkartılırlar ve düşkünler evi, otobüs durağı, tuvalet; geceyi geçirmek için bulabildikleri her yerde kalırlar. Çektiği sıkıntılara rağmen, Chris, babalık görevini sevgi ve özenle yerine getirmeye devam eder ve oğlunun kendisine karşı duyduğu sevgi ve güveni, karşısına çıkan engelleri aşmak için kullanır.

 4- İnce Mavi Çizgi (The Thin Blue Line)

Yıl: 1988 Yönetmen: Errol Morris
Teksas’da bir cinayet işlenir. Polis görgü tanıkları ve elindeki kanıtlar ışığında davaya çözmüş gibidir. Ancak gerçekler, biraz daha derinde yatmaktadır. Errol Morris’in çekildiği dönemde olay yaratan ve idamla yargılanan bir adamı kurtaran belgeseli İnce Mavi Çizgi, belgesel tarihinin en önemli filmlerinden biri.

Gerçeğin hiçbir zaman göründüğü gibi olmadığını anlatan film hem bir suç filmi gerilimi kuruyor hem de mahkeme atmosferinde olayın bütün taraflarına söz hakkı veriyor.

 3- Esaretin Bedeli (The Shawshank Redemption)

Yıl: 1994 Yönetmen: Frank Darabont

Genç ve başarılı bir bankacı olan Andy Dufresne, karısını ve onun sevgilisini öldürmek suçundan ömür boyu hapse mahkum edilir ve Shawshank hapishanesine gönderilir.

Burada başta Red olmak üzere yeni arkadaşlar edinir. Hapishane yaşamını uyum sağlamaya çalışırken diğer yandan da bilgisi ve kültürüyle etrafındaki insanları etkilemeyi başaracaktır.

2- Şahane Hayat (It’s A Wonderful Life)

Yıl: 1946 Yönetmen: Frank Capra
İflasın eşiğine gelen George Bailey(James Stewart) bir Noel gecesinde kendini nehre atarak intihar etmek üzeredir. Doğduğundan bu yana aynı küçük kasabada yaşayan Bailey kendisini buraya ve insanlarına adamış,hoşgörülü,güvenilir ve yardımsever bir insandır.
Büyük Bunalım’ı hasarsız atlatmış, babasından devraldığı konut ve finans şirketi aracılığı ile kasabalıların neredeyse tamamını konut sahibi yapmıştır. Bu arada para kazanmayı, mimar olma fırsatını, dünyayı gezmeyi, kısaca tüm hayallerini ertelemek zorunda kalmıştır. Kasabaya yaptığı bunca iyilik, kötü yürekli banker Henry F. Potter (Lionel Barrymore)’ın çıkarları ile çakışır. Potter, Bailey’in sürekli peşindedir.

 1- Yaşamak (Ikiru)

 Yıl: 1952 Yönetmen: Akira Kurosava

Kanji Watanabe, genç yaşta dul kalmış bir adamdır. İkinci bir izdivaç yapmayan Kanji, üzerine titrediği oğlunu tek başına büyütmeyi tercih etmiştir. Aradan yıllar geçmiş, oğlu büyümüş ve evlenmiş, kendisi de zamanla terfi ederek; belediyenin, halkla ilişkiler şube şefliğine kadar yükselmiştir. Bürokrasi değirmeni, Kanji’nin kocaman umutlarını öğüteli yirmi sene olmuştur. Dairenin ve diğer dairelerin çalışanları gibi Kanji de aslında yirmi senedir hiçbir şey yapmamaktadır. İmza atmak, kayıt tutmak ve kayıtları, bir daha dikkate almamak üzere arşivlemek dışında…Kanji’nin iş hayatı, bulunduğu pozisyonu, oturduğu şef koltuğunu korumak üzerine şekillenmiştir. O da hiçbir şey yapmamayı gerektirmektedir. Zaten Kanji de istese bile bir şey yapacak gücü olmadığını, genç yaşında öğrenmiştir. Zampara bir adam olmayan Kanji, özel hayatını tümüyle oğluna adamıştır. Oğlu koca adam olup evlenmesine rağmen, kendisini hâlâ küçük bir çocuğun babası sanmaktadır. Değişimi ve gerçekleri görebilse; ne yapacağını, nereye gideceğini bilemeyeceği kocaman bir boşluğa düşecektir…Kanji’nin hayatındaki tek yenilik, ara ara kendisini hissettiren ve giderek artan mide ağrılarıdır.
Doktora giden Kanji, muayene sırası beklerken; başka bir hastadan doktorun koyacağı teşhisin mealini öğrenir. Doktorlar, kimseye öleceğini söylememektedirler. Muayene sonucunda doktorun Kanji’ye koyduğu teşhis uysal ülserdir. Fakat Kanji, muayene sırasını beklerken uysal ülserin, yaşayacak en fazla üç ay daha olduğunu öğrenmiştir. Doktordan farklı bir frekansta ölüm ilânını dinleyen Kanji’nin aklına ilk gelen yine oğlu olur…Eve gittiğinde ise babasının evde olmadığını sanarak eşiyle konuşan oğlunun, kendisinin emekli ikramiyesiyle neler yapmak istediğini öğrenir. Kanji, düştüğü karanlık çukurda bir yandan ömrünü neler uğruna harcadığını görerek pişmanlığı çok acı bir biçimde tadacak, diğer yandan ise hayatın her köşesinde, ruhunu ısıtacak bir ışık ile bir ölürken bile tutunacağı bir amaç arayacaktır…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here